SEZAİ AMCA, BOSNA, KIBRIS

Bu konuyu şurada paylaş:

SEZAİ AMCA, BOSNA, KIBRIS

“Ev telefonunu kapattıralım Murat Bey oğlum, artık kullanılmıyor nasılsa..” Mahçup bir ifadeyle devam etti Yüksel Teyze; “ En kısa zamanda geleceğim İstanbul’a.. Sezai Amcanı çok özledim..” Senelerce Almanya’da çalışmışlar, tasarruflarıyla İstanbul’da bir apartman yaptırmışlardı. Hastalığı ilerleyip ileri derecede Alzheimer teşhisi konulunca, kendisine zarar vermesin diye İstanbul’da bir bakım evine yerleştirmişlerdi Sezai Amca’yı.. Malların idaresini temin etmek için bir de vasi tayin edildi Sezai Amca’ya.. Oysa ne hastalıktan haberi vardır artık.. Ne apartmandan, ne de malların idaresinden..

Demansın en sık rastlanan türü olan Alzheimer; küçük unutkanlıklarla başlayıp son safhada en yakınlarını tanımaz hale getiren, kişiyi adeta yaşarken öldüren bir hastalık.. İnsan yaşlandıkça, nöron içinde biriken zararlı oluşumlar sonucunda gelişen patoloji neticesinde beyin içindeki iletişim bozulmakta ve zamanla kişinin beyin hücreleri ile birlikte tüm geçmişi de silinmekte.. Sezai Amca artık ne 55 senelik eşini, ne çocuklarını tanıyor.. Ara sıra ağzından dökülen manasız kelimeler sayılmazsa konuşmayı dahi unutmuştur.. Hiçbir görüntü, ses, hatıra bir anlam ifade etmiyor Sezai Amca için.. Yüksel Teyze, eski fotoğraf albümlerinde arıyor artık eşinin ruhunu, sesini, hatırasını.. Önce eşyalarını unutmaya başlıyor insan.. parasını, gözlüğünü.. sonra yaşadığı semti, evi, yolları.. Derken en yakınlarını; eşini, evladını, dostlarını.. En son kendisini de unutuyor.. ve artık aslında nefes alsa da yaşayan Sezai Amca değil sadece bedenidir..

Geçen hafta Srebrenitsa’da acıların tazelendiği törenler vardı. 11 Temmuz 1995 günü, Avrupa’nın göbeğindeki Srebrenitsa’da II. Dünya Savaşından sonraki en vahşi katliamlardan biri gerçekleşti. Bosna’da devam eden savaş sırasında Birleşmiş Milletlerce güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa, kamplardaki 25.000 mülteci ile birlikte kana susamış Sırplara teslim edildi, BM’de görev yapan 600 Hollandalı asker tarafından.. Silahları daha önceden BM askerleri tarafından toplanmış olan erkekler dahil 8 binden fazla Müslüman Bosnalı kadın, çocuk, yaşlı demeden çetnik Sırplar tarafından hunharca katledildi. Boşnakların katliama maruz kalmasının tek sebebi vardı; Müslüman olmak.. Katliamın 22. Yılında kimliği tespit edilen 71 kişi daha toprağa verilirken, bunlardan yedisi 18 yaşının altındaydı..

Bosna binlerce evladını kaybetti savaşta.. Küçük çocuklar babasız kaldı.. Anne babalar kaybetti kınalı kuzularını.. Çekilen onca acıya rağmen bugün Boşnaklar daha bir hayattadır.. Zira kaybedilen canlar, milli ruhlarını kazandırmıştır Müslüman Boşnaklara.. Savaş öncesinde unutulmaya yüz tutan milli şuur ve değerler, binlerce mermiyle vurulan bedenlerden çıkarak Allah’a yükselen şehitlerin ruhlarında yeniden hayat bulmuştur. Bugün Bosna topraklarında tarihiyle, kültürüyle, diniyle, milliyetiyle yaşayan ve bu değerleri yaşatmaya çalışan ana damar, geçmişten çok daha güçlüdür. Baskıcı Tito dönemi dahil iki asra yakın zamandır hafızada biriken tortular temizlenmiş, unutulmaya yüz tutan değerler hatırlanmış, hastalık durdurulmuş, toplumsal hafıza tazelenmiştir. Osmanlı, Avrupa’nın orta yerinde bağdaş kurmuş oturmaktadır.

Kıbrıs Barış Harekatı 43 yıl önce bugün gerçekleştirildi. O yıl doğanlar orta yaşı çoktan geride bıraktılar. Aradan geçen 43 senede Kıbrıs sorunu çözülemedi.. Rumların geçtiğimiz ay yapılan görüşmelerdeki siyasetlerine bakıldığında çözülecek gibi de gözükmüyor..

1950’li yıllardan başlayarak Rumlar ENOSİS’i (Kıbrıs adasının Yunanistan’a ilhakı) gerçekleştirmeyi amaç edinmişler ve Türkleri adadan temizlemek için çeteler kurarak silahlı saldırılara başlamışlardı. Rumların saldırılarına maruz kalan Kıbrıs Türk Halkı yokluklar içinde Türk Mukavemet Teşkilatını (TMT) kurmuş ve saldırılara karşı kendini savunmaya çalışmıştır. Türk Milletinin her ferdi Kıbrıs’ta verilen bu şanlı mücadeleyi öğrenmeli ve çevresine öğretmelidir.

Senelerdir Rumlar tarafından köyleri basılarak yakılan, öldürülen, namuslarına el uzatılan Kıbrıs Türkü 20 Temmuz 1974 Cumartesi sabahı söken şafakla birlikte heyecanla, coşkuyla, hasretle Kuzey ufkunu gözlüyordu. Nihayet jetlerin sesi duyuldu; Kıbrıs Türkünün duaları semaya yükselirken, Mehmetçik ağırbaşlı bir bulut gibi Kıbrıs toprağına indi. Beşparmak dağlarından açılan Rum ateşi altında birliğin hiç zayiat vermeden yere inmesine hayret eden Rauf Denktaş, bunun nasıl olduğunu komutana sorduğunda aldığı cevap şu olmuştur. “ Sayın Denktaş, benim dini bilgim yok. Manevi yönden yeterli bir birikimim de yok. Bir başkası söylese kesinlikle inanmazdım. Ama biz gözlerimizle gördük ki paraşütlerle yeryüzüne inerken bizleri Rumların ateşlerinden koruyan kalabalık bir ordu vardı. Bizi gölge gibi takip ediyor ve koruyordu”. Rahmetli Rauf Denktaş şahit olduğu bu hadiseyi Kıbrıs Barış Harekatının yıldönümünde katıldığı bir televizyon programında aynen nakletmiştir.

Mehmetçiğin çok kısa zamanda hedeflerini ele geçirerek başarıyla tamamladığı Kıbrıs Barış Harekatı sayesinde, on yıllardır zulüm altında ve özgürlükten mahrum yaşayan Kıbrıs Türkü hürriyetine kavuştu.. Ancak üç yıl önce ve bu yıl ziyaret ettiğimiz K.K.T.C.’de müşahede ettiğimiz kadarıyla yeni yetişen gençlik tarihten ve Kıbrıs Türkünün maruz kaldığı zulümden habersizdir. Elli yaşın üzerinde olanlar hatıralarını anlatarak Rumlarla hiçbir şekilde anlaşmanın mümkün olmayacağını ifade ettikleri halde, orta yaşın altında olanların Rumlarla eninde sonunda birleşme olacağını hararetle savunduklarını gördük.. Ayrıca Kıbrıs Türkünün toplumsal hayatında dini ve milli değerlerin yok denecek kadar azalmış olması hayret ve endişe vericidir. Cuma günleri camileri dolduranlar sonradan Türkiye’den giderek adaya yerleşen Türklerdir. Acıları bu kadar taze olan bir toplumun bu kadar kısa sürede yaşanan hadiseleri unutması ve milli kültüründen, dini değerlerinden uzaklaşması toplumsal demans hastalığının işaretidir. Kıbrıs’ın yeniden fethinin 43. yılında müşahede edilen vahim manzara, bu süre zarfında Türkiye’yi ve K.K.T.C’yi yönetenlerin eseridir.

Rauf Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük ile birlikte Kıbrıs müdafaasının en baştaki mücahitlerinden merhum Dr. Selçuk Sömek’in eşi Emine Sömek, Kıbrıs mücadelesinin tarihini ve şahsen yaşadıkları hadisatı “ Kıbrıs Türkünün Milli Mücadelesi” isimli kitabında etraflıca anlatmıştır. Türk gençliği bu kitabı muhakkak okumalı ve Kıbrıs davasını öğrenmelidir. Bu kitabı Lefkoşe’de bulunan Barbarlık Müzesinden satın almıştım. Müzeyi bulmak için iki defa durup sorduğum lise öğrencilerinin “bilmedikleri” müze, iki sokak arkadaymış meğer.. Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Doktoru olan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet Hanım ve üç küçük yavrusunun 24 Aralık 1963 günü, saklandıkları banyo küvetinde cani ruhlu Rumlar tarafından şehit edildikleri ev bugün Barbarlık Müzesi.. Ve iki sokak ötedeki bu müzeyi bilmeyen Türk çocukları..

Unutmak yavaş yavaş.. Değerleri, tarihi, yaşananları.. Bir gün gelir bir bakarız ki ne milliyetimiz kalmış, ne dinimiz, ne şahsiyetimiz.. Soralım..Biz, biz olamazsak.. Biz nasıl biz oluruz?

Murat Kütüklü, 20.07.2017

Hakkında Murat Kütüklü

Gözat

hayvan hakları

Hayvan Hakları

Bu konuyu şurada paylaş:Hayvan Hakları         Hayvan hakları bir çok yabancı ülke …

Bir Yorum

  1. Kıbrıs’ta uzun yıllar yaşamış birisi olarak hala daha soykırımın izlerine rastlamak mümkün. Soykırım yapılırken Birleşmiş Milletler uyuyordu. Allah’tan Türkiye yetişti, yoksa adada tek bir Türk kalmayacaktı. Yine aynı şekilde Bosna soykırımında da BM uyudu tıpkı bu gün Myanmar Arakan’da yapılan katliamda uyuduğu gibi.

Bir Cevap Yazın